TEKRARLAMA ZORLANTISI: KADERİMİZİ NASIL KENDİ ELLERİMİZLE ÖRERİZ?
Hayatınızda hiç aynı hatayı, aynı ilişki tipini, aynı hayal kırıklığını tekrar tekrar yaşadığınızı fark ettiniz mi? Farklı insanlar, farklı şehirler, farklı yıllar… Ama aynı his: Aynı düğüm boğaza oturuyor, aynı cümle içerden yükseliyor, aynı sahne kapanışa doğru akıyor. Siz “değiştim” dersiniz; hayat “bakalım” der. Ve bir gün, kendinizi yine benzer bir girdabın içinde bulursunuz.
Psikolojide bu döngünün ismi: tekrarlama zorlantısı. Klinik düzeyde hayatı organize edecek kadar kronikleştiğinde ise buna kader nevrozu denir. Buradaki “kader”, ilahi bir plan değil; çoğu zaman kişinin çocuklukta kurduğu ilk ilişki haritasının, yetişkin hayatında tekrar tekrar çalıştırılmasıdır. Yani senaryo dışarıdan yazılmaz; çoğu zaman içeriden, farkında olmadan yazılır.
Freud’un Fark Ettiği Çatlak: Haz İlkesinin Yetmediği Yer
Freud uzun süre insan ruhsallığını yöneten ana gücün “haz ilkesi” olduğunu düşünmüştü: Acıdan kaç, hazza yönel. Mantıklı. Ama I. Dünya Savaşı sonrası travma yaşayan hastalarla çalışırken rahatsız edici bir gerçek gördü: İnsanlar acıdan kaçmak yerine, acıyı tekrar tekrar yaşıyordu. Savaş anıları rüyalarda dönüyor, benzer durumlar gerçek hayatta yeniden kuruluyor, sanki zihin “bu filmi tekrar oynatmadan” kapanmıyordu.
Freud, 1920’de yayımladığı Haz İlkesinin Ötesinde adlı çalışmasında bu durumu açıklamak için “tekrarlama zorlantısı” fikrini merkezileştirdi. Zihnin bir tarafı acıdan kaçmak isterken, başka bir taraf acıyı tekrar sahneye getiriyor gibiydi. Çünkü bazı deneyimler yalnızca acı değildir; aynı zamanda tamamlanmamış, işlenmemiş, anlamlandırılamamış bir yük taşır. Zihin, o yükü “sahiplenmek”, kontrol altına almak ve belki de aşmak için tekrarın yoluna sapar. Fakat bu, bilinçli bir seçim gibi değil; çoğu zaman otomatik bir zorlanma gibi çalışır.
Freud’un klinikte çok vurguladığı bir nokta şudur: Kişi bastırılmış olanı sadece hatırlamaz; yaşar. Geçmiş, anı olarak değil, davranış ve ilişki olarak geri döner. Özellikle terapötik ilişkide (aktarımda) bu tekrar daha görünür hale gelir. (Freud’un bu fikrine ilişkin alıntılar farklı çevirilerde değişebildiği için burada serbest bir özet kullanıyorum.)
Kader Nevrozu: Kendi Yazdığımız Senaryo
Tekrarlama zorlantısı, bazen tekil bir döngü gibi görünür: Hep aynı tür ilişkiye çekilmek, hep aynı noktada kopmak, hep aynı anda kaçmak… Kader nevrozu ise daha geniş bir şeydir: Tekrarın, kişinin hayatını “kader” gibi düzenleyecek kadar süreklilik kazanmasıdır.
Şunu netleştirelim: Kader nevrozu “her şey çocukluktan” demek değildir. Ama çoğu zaman çocukluk, ilk “sevgi haritasının” çizildiği yerdir. Zihin, tanıdık olanı güvenli zanneder; güvenli olmayan tanıdık olsa bile.
İlişkilerde: Çocukluğunda duygusal olarak ulaşılamaz bir ebeveynle büyüyen biri, yetişkinlikte de erişilmesi zor insanlara çekilebilir. Bilinçdışında şöyle bir umut vardır: “Bu sefer olacak. Bu sefer ben kazanacağım. Bu sefer sevgiyi alacağım.” Fakat çoğu kez sahne aynı sona yürür: Yine mesafe, yine eksiklik, yine aynı boşluk.
İş hayatında: Sürekli eleştirilen, değersizleştirilen, başarıları görülmeyen bir çocuk, yetişkinlikte otorite figürleriyle benzer bir sahne kurabilir. Bazen gerçekten kötü patronlara denk gelir; bazen de aynı duygu iklimini yeniden üretir: “Haksızlığa uğrayan ben, görülemeyen ben, suçlu ilan edilen ben…”
Başarıda: Başarı eşiğine gelince kendini sabote etmek (geç kalmak, ertelemek, “yanlışlıkla” fırsatı kaçırmak) sık görülen bir tekrar biçimidir. Bazen bunun arkasında açık bir korku vardır: “Ya yükselirsem ve terk edilirsem?” Bazen daha sinsi bir duygu: “Bunu hak etmiyorum.” Bazen de eski bir iç anlaşma: “Başarılı olursam birini geçerim; geçersem suçlu olurum.”
Psikanalist Darian Leader’ın bir fikri burada çok işlevseldir: İnsan bazen tanıdık acıya gider; çünkü bilinmeyen bir iyilik, tanıdık bir ıstıraptan daha korkutucu gelebilir. (Serbest çeviri.) Tanıdık acı “kontrollü”dür; ne olacağını aşağı yukarı bilirsiniz. Yeni bir iyilik ise bilinmezdir; bilinmez olan, eski zihinsel sistem için tehlike gibi algılanabilir.
Neden Tekrar Ederiz? Bilinçdışının Mantığı
Bu döngüyü besleyen birkaç temel dinamik var. Hepsini bir anda çözemezsiniz; ama hepsini bir anda fark edebilirsiniz. Ve bazen fark etmek, çözmenin yarısıdır.
1) Kontrol yanılsaması: “Bu sefer farklı olacak.”
İlk incinme anında çoğu kez pasif kalırız: çocukken reddediliriz, utanırız, terk ediliriz, güçsüz kalırız. Tekrar, o sahneyi bu kez “aktif” bir pozisyondan kurma girişimidir. Sanki zihin “bu sefer yönetebilirim” der. Ne var ki sahne aynı duyguyu üretince kişi tekrar incinir.
2) Aşinalık bağı: Tanıdık olan ‘ev’ gibi gelir.
Bazı insanlar için “sevgi” denilen şey; heyecan + kaygı + belirsizlik + bekletilme karışımıdır. Bu karışım çocuklukta öğrenildiyse, yetişkinlikte sakin ve tutarlı ilişki bazen “sıkıcı” değil, “tuhaf” gelir. Zihin, tuhaf olanı tehdit gibi okuyabilir.
3) Suçluluk ve kendini cezalandırma.
Bilinçdışı suçluluk her zaman “ben kötü bir şey yaptım” cümlesiyle gelmez. Bazen bir hayat düzeni kurar: “Mutlu olursam bedel öderim.” Bu bedel, başarısızlık, yalnızlık ya da ilişkide sürekli kaybetme biçiminde ödenir. Kişi bunu isteyerek yapmaz; ama eski iç hukuk sistemi böyle çalışabilir.
4) Söze dökülemeyen şeyin eylemle geri dönmesi.
Psikanalitik çizgide tekrar, çoğu zaman “anlatılamayanın” geri dönüşüdür. Kelimelere dökülemeyen duygu, davranışla konuşur. Yani bazen tekrarladığınız şey, aslında uzun zamandır anlatamadığınız hikâyedir.
Çözüm: Otomatik Tekrardan Bilinçli Seçime
Psikoterapide hedef, kişiyi “tekrar etmeye mecbur” bir yerden alıp “anlamlandırıp seçebilen” bir yere taşımaktır. Bunun adı bazen içgörü, bazen çalışıp işleme (working through), bazen yeniden yazım… İsimler değişir; öz aynı: Tekrarı kader olmaktan çıkarmak.
Terapötik ilişki bu noktada kritik bir alan sunar. Çünkü aktarım kaçınılmazdır: Geçmişteki ilişki kalıpları, terapist ile ilişkide de tetiklenir. Fark şu: Terapi, tekrarın yalnızca sahnesi değil; aynı zamanda tekrarın çözüldüğü laboratuvardır. Kalıp görünür olur, isim alır, duygusu taşınır, anlamı konuşulur. Ve zamanla zihin şunu öğrenir: “İlişkiler sadece böyle olmak zorunda değil.”
Pratik Öneriler:
1) Tekrar haritası çıkar (10 dakika).
Son 3–5 yılınızı düşünün. İlişki, iş, para, başarı… Hangi alanda “aynı film” dönüyor?
Kendinize şu soruyu sorun: “Bu film hangi sahnede hep aynı yere geliyor?”
2) Temel duyguyu bul (asıl motor).
Tekrarın içinde en baskın duygu ne? Utanç mı, değersizlik mi, terk edilme korkusu mu, öfke mi?
Duyguyu doğru bulamazsanız senaryo değişmez; sadece oyuncular değişir.
3) Tetikleyiciyi işaretle (ilk kıvılcım).
Döngü başlamadan hemen önce ne olur? Bir mesaj mı? Bir eleştiri mi? Bir başarı fırsatı mı? Bir mesafe mi?
Tetikleyiciyi bulmak, döngünün kapısını bulmaktır.
4) 20 dakikalık duraklama kuralı (eyleme geçmeden önce).
Tekrarlama zorlantısı çoğu zaman “eyleme vurma” ile gelir: tartışma çıkarmak, ilişkiyi bitirmek, işi bırakmak, fırsatı sabote etmek…
Dürtü geldiğinde kendinize şunu söyleyin: “20 dakika bekleyeceğim.”
Bu küçük gecikme, otomatik pilotu bozar.
5) Cümleye dök: “Şu an…”
Kendinize ya da güvendiğiniz birine şu formatta yazın/konuşun:
“Şu an … hissediyorum. Bu his bana … dönemini/kişisini hatırlatıyor. Şu anki durumun yüzde kaçı bugüne, yüzde kaçı geçmişe ait olabilir?”
Kelimelere dökülen duygu, eylemin saldırganlığını kaybeder.
6) 1 santimlik yeni davranış (devrim değil, sapma).
Bu sefer aynı senaryonun 1 santim dışına çıkın.
-
Hemen mesaj atmak yerine bir saat beklemek,
-
Bitirmek yerine “konuşalım” demek,
-
Kaçmak yerine “korktum” diyebilmek,
-
Sabote etmek yerine küçük bir adım atmak…
Zihin büyük değişimleri değil, tutarlı küçük sapmaları öğrenerek dönüşür.
7) Bir uzmandan yardım al (tek başına olmak zorunda değil).
Bazı tekrarlar, tek başına çözülmez; çünkü tekrarın kendisi zaten “yalnız kalma” düzeniyle birlikte gelir. Terapi burada bir “akıl vermek” alanı değil; tekrarın duygusunu taşıyıp anlamlandırdığınız bir çalışma alanıdır.
Sonuç: Kader Değil, Seçim
Tekrarlama zorlantısı bize şunu gösterir: İnsan bazen kendi acısının mimarı değil; kendi acısıyla baş etme biçiminin tutsağıdır. Tekrar ettiğiniz şey, çoğu zaman çocuklukta hayatta kalmak için geliştirdiğiniz zekice bir stratejinin bugüne taşınmış kalıntısıdır. O strateji bir zamanlar işe yaradı. Ama bugün, aynı strateji sizi hapsetmeye başlamış olabilir.
Bunu fark ettiğiniz an, kader çatırdar. Çünkü kader gibi görünen şeyin bir kısmı, artık “seçim” alanına girer. Tanıdık acı yerine bilinmeyen bir iyiliği seçmek cesaret ister. Ama cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen bir santim ilerleyebilmektir. Yolculuk, otomatik tekrardan bilinçli seçime doğru olur.
Feyzi ALPMAN
Klinik Psikolog / Psikoterapist
Kaynakça
Freud, S. (1920). Beyond the Pleasure Principle (Standard Edition, Vol. 18).
Leader, D. (2013). Strictly Bipolar. Penguin Books.
McWilliams, N. (2011). Psikoanalitik Tanı: Klinik Süreç İçinde Kişilik Yapısını Anlamak. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Lacan, J. (1977). Écrits: A Selection (A. Sheridan, Trans.). Tavistock Publications.